• Yaşıyorum Yazıyorum

    Her tecrübenin bir değeri var ve o değeri ancak yaşayan veriyor. Ama yazıldıkça, paylaşıldıkça artacağını kimse inkar etmiyor. Bazen hafif bir rüzgar, bazen fırtına..Ama sonunda hep sakin bir liman. Buyurun, yolculuğumda bana eşlik edin.

  • Okuduklarım

    Okunduktan sonra raflara yerleşen, hiç bitmesini istemediğimiz ama bir solukta okuduğumuz ya da sarmadığı için kısa bir süre bakışarak yanından seğirttiğimiz kitaplarımız. Sanırım onların bizi sarıp sarmadığı bizim nerede durduğumuzla doğrudan alakalı.

  • İzlediklerim

    Ölü Ozanlar Derneği filminin unutulmaz hocası John Keating, öğrencilerini teker teker kendi masasının üzerine çıkartıp sınıfa öyle bakmalarını söyler. Bir filmden aklınızda ne kaldığı ise işte bu bakış açısı ile alakalı. Siz nereden baktınız? Senaryonun hangi bölümü sizde hangi duyguları canlandırdı? Ben kendi hislerimi burada paylaşıyorum.

  • Gezdim Gördüm

    Çocukluğumdan beri yeni yerler görmek, gezmek içimde ki özgürlük hissini körüklemiştir. Aslında çok uzaklara da gitmem gerekmez benim, her gün önünden geçtiğim parkta mevsim geçişlerini bile izlemek yeterlidir bazen. Bu da yollara bağlı olmayan özgürlüktür.

8 Kasım 2016 Salı

Çocuklarımıza Güvenme Zamanı

Gönderen zamandegerlidir.blogspot.com 13:54 | Yorum Yap

Kadınlar yaratmak, yönetmek, planlamak, organize etmek ve özellikle gözetmek konusunda gelişmiş kaslara sahip. Sadece ev hayatı için değil iş hayatı içinde söylüyorum. Ancak tüm bunların hepsinde “uhu” görevi görecek bir değer var ki onu hayata geçirmek konusunda yüzyılların getirdiği bir ağırlık var üzerimizde.

Ailenin uhu değeri "İşbirliği"

Kendi dünyamdan gözlediğim o ki, ister iş yerinde ister ev-özel yaşam içinde süper “kahraman” olmak biz kadınların hoşumuza gidiyor.

Öyle yetiştik, öyle öğrendik.

Geçtiğimiz hafta sonu içinde Flow Koçluk Okulunun 1. Modülü vardı ve kendi prensiplerinden birisi olan sistem teorisi üzerine bol bol konuştuk. Sistemin tümü tek tek parçaların toplamından daha büyüktür der bu teori.

Bu pencereden bakınca bireyselliğin ön plana çıktığı zamanımızda çok daha etkin,  refahın daha çok hissedileceği aileler oluşturmak mümkün. Özellikle bizim kültürümüzde aile içinde devreye pek sokulamayan işbirliği’nin yeterince yaşanmaması aile fertleri için zamanda, mekanda, zihinde sıkışmışlık yaratıyor.

Zamanda sıkışmışlık yaratıyor çünkü çoğu zaman iş-ev dengesini yaratmak için, özellikle çocuklar olduktan sonra ebeveynler çok daha fazla uğraş veriyor ya da dengeyi kuramıyor. Mekanda sıkışmışlık yaratıyor çünkü çocuklu bir aile olduktan sonra kadın erkek eğlencesinden hobilerinden diğer bir değişle kendi arka bahçesinden tamamen vazgeçiyor. Zihinde sıkışmışlık yaratıyor çünkü her şeye yetişemediği için ebeveyn suçluluk hissediyor.

Öyle yetiştik, öyle öğrendik ve zamanın koşulları da bizleri zorluyor.

Bireyselliğin daha önem kazandığı, kendini daha gözeten, sabırsız, çabuk vazgeçen yeni neslin evliliklerinin yürümesi için evin ve çocukların sorumluluğunu bölüşmek işbirliği yapmak vazgeçilmez oldu. Toplum olarak evini geçindirmek erkeğin, evinin düzenini sağlamak kadının görüşünden kentsel yaşam gereği uzaklaşmış görünsek de şu bir gerçek ki, evinin geçiminde en az erkek kadar zamanını koyan kadının aile içinde sorumlukları çok fazla.

Bugün isteklerini biraz daha fazla ortaya koyan ve aile içinde erkek ile sorumluluklarını bölüştüğünü ifade eden kadınları da duyabiliyoruz. Ancak sıkışmışlığı da hala dile getirebiliyorlar. 

Peki, zaman, mekan ve zihinde genişliği yaratmanın yolu sadece kadın erkek işbirliği mi?

Çocukların bu işbirliğine davet edilmesi çoğu zaman unutulabiliyor. Ebeveyn olarak zamanın zor şartlarında büyüyen evlatlarımıza karşı duyduğumuz şefkat ve aslında gerektiği gibi ilgilenemediğimiz düşüncesinden doğan suçluluk buna sebep olabiliyor. Çocuğumuz kendi sorununu kendisi çözebilecekken, genelde aileler bu alanı onlara vermeyi bir seçenek olarak düşünmüyor. Neden mi? Her ihtiyaçları aileleri, tarafından giderilen, bolluk zamanının çocukları şu anda aile kuruyor, onlar da öyle yetişti, öyle öğrendi.

O zaman artık aile içinde çocukları da devreye sokarak zamanda, mekanda ve zihinde büyüme genişleme zamanı…

Evlatlarımızın mizaçlarına göre iletişim kurmayı öğrenme zamanı. Çünkü yapabiliriz...

Gerektiğinde onlara alan tanıyarak kendi duygu ve ihtiyaçlarını dile getirme şansı verme zamanı. Çünkü çocuk kendini ifade edebiliyor...

Kendi sorunlarını çözmek için yaratıcılıkları ile buluşmalarını sağlama zamanı. Çünkü mutlu oluyorlar...

Günümüz şartlarının yeterince onları zorladığını düşünen ebeveynlerin bunu yapabilecekleri konusunda çocuklarına güvenme zamanı. Çünkü çocuklar akışı çok seviyorlar...







2 Mayıs 2016 Pazartesi

Çocuğum kimi daha çok seviyor? Beni sevsin!, ben daha çok kahrını çekiyorum beni sevsin!, ben daha çok ihtiyaçlarını karşılıyorum beni sevsin!, ben daha çok zaman harcıyorum beni sevsin!, o bıraktı gitti ben buradayım beni sevsin!, benimle daha çok eğleniyor beni sevsin! Benimleyken daha iyi besleniyor beni sevsin! 


Ben! Ben! Ben!…

Hani çocuk, evlat nerede burada? 

Çocuğun duygularını duyan var mı? Annesine, babasına deli gibi sevgiyle bağlıyken kafası karışan büyüme çağındaki çocuğu düşünen var mı?
Hele böyle durumlarda destek olması gereken büyük anne-babaya ne demeli. Yaşı gereği ailenin denge unsuru olması gereken, torunun sevgi ortamını daha çok destekleyecek olan büyüklere ne demeli?

Kendi egolarına yenik düşenler çocuklarınızın, torunlarınızın duygu ve düşünce sistemlerini etkilerken onları mı düşünüyorsunuz yoksa kendinizi mi? Ağzınızdan çıkanları kulaklarınız duyuyor mu? Emin olunuz ki çocuklarınızın, torunlarınızın kulakları duyuyor. Emin olunuz ki ilerde doğruyu bulduklarında söyledikleriniz bir kulaklarından girecek bir kulaklarından çıkacak çünkü size saygı duymayacaklar. Eğer zafer sizin olduysa ve sizi daha çok sevdiyse, ilerde aldığı yaraları onarmaya çalışırken yanında siz olmayabilir, bu dünyadan göçmüş bile olabilirsiniz?
Şimdi ağzınızdan çıkanları tekrar bir duyun, zafer egonuzun mu yoksa evladınızın mı olsun bu hayatta? Zafer sizin mi olsun yoksa pırıl pırıl özü sözü doğru, sizi örnek almış evlatlarınızın mı?



Bırakın evlatlarınızın olsun, siz sadece onları onların sevgi diliyle sevin. Kimseyi seçmek, insanı kavuran kıyaslama yapmak, bu duyguyu anne ve babası için deneyimlemek zorunda kalmasın. İnanın sizi o zaman çok daha fazla sevecekler… Zafer herkesin olacak. Dünyanın sağlıklı bireylere ihtiyacı var.  

Boşanma çocuk için iyi bir süreç olmayabilir, ancak annenin babanın, hatta aile büyüklerinin bu sürecin çocuk için daha iyi geçmesi ile ilgili sorumluluğu var. Eğer evlatlar sevildiklerini hissediyorsa bu süreçte davranışları da daha uyumlu ve anlayışlı oluyor. İstedikleri bir şey olmasa da ebeveyni anlıyorlar. Toplumsal varlık olarak ilkel insanın ilk geliştirdiği işbirliği değeri ne yazık ki günümüzde anne babalar arasında en "değerli varlığımız" dedikleri evlatları için bile yaşatılamıyor. Zaten evlatta onlara ait bir varlık değil, sadece üzerinde yaratılan etki onların, bu etkinin sorumluluğu da tabi. 

Yarattığım etki nedir?
İşbirliği değerini nasıl yaşıyorum?
Nasıl yaşatıyorum? 
Çocuğuma nasıl örnek oluyorum? 
Doğru davranmasını istediğim evladıma doğru davranarak örnek oluyor muyum? 

Aslında sadece boşanan ailelerin değil her ailenin, yaş kaç olursa olsun her anne babanın sorması gereken sorular bunlar.

Biraz öfkeli çıktı sesim farkındayım, öfkem eğitimli ama bencil kesime, bilincinde ama yetersiz ve yeterli olabilmek için ise kılını kıpırdatmayanlara... Ben! Ben! Ben! diyen zihniyete.

30 Aralık 2015 Çarşamba

Değer Bilmek

Gönderen zamandegerlidir.blogspot.com 13:03 | Yorum Yap
Zeynep'in Siklamenleri

Yeni yıl a bu kadar az kala kimileri hayata yeni şeyler katmak için içinde heyecan, kimileri ise bir yılın daha gitmesi ile hüzün hissediyor. Şu bir gerçek ki insanoğlu hep yeniliğe aç, yeni keşifler yapmaya, yeni öğrenimlere aç. Çemberdeki hamster olmayı kim ister ki? Peki “yeni” sizin için ne demek? Bu soruyu kendime sorduğumda “yeni” bende “umut”  la birleşiyor.



Yılın en güzel, en tazeleyici zamanı, yani yenilenme zamanı, değişimin tetiklendiği, eskisiyi geride bırakarak yeniye odaklanma zamanı. Hayatımıza neyi katmak istediğimize dair çoğumuz tarama modundayız. Ancak bu taramayı yapabilmek için sanırım biraz zaman ayırmak gerekiyor. Neyi tazeleyeceğimize dair, neyi yaşama katacağımıza dair zaman ayırmak. Hayat koşturması içinde aldıklarımızı, öğrendiklerimizi, ilişkilerimizi, hayatla alışverişimizi durup bir sindirmek için “zaman”, o değerli zaman. Yeniyi inşa etmekte faydalanmak üzere eskiyi gözden geçirdiğimiz, temeli yokladığımız, kaynakları gözden geçirdiğimiz zaman.

Penceremin önündeki siklamenler gözüme çarpıyor şimdi yazarken bu yazıyı. Kuru yapraklarını almadığımda, sularını kontrol etmeyip, onlara ilgi göstermediğimde nasıl boyunlarını büktüklerini biliyorum. Aslında aynı ben gibiler ve tazelendikleri sürece hep çiçekli ve umut dolu.

Tazelenmek, tazeliği hissetmek, belki yaşamın kaosu içinde gözden kaçırdığınız aslında hayatta bizim için önemli olan şeyleri keşfetmek ve yaşamı ona göre düzenlemek iyi olur der ve karar verseniz, tatlı ama sözsüz bir müzik (ki dikkatiniz dağılmasın) ayarlayarak, yanınıza kağıdınızı kaleminizi alıp sessiz bir köşeye çekilmeye, ne dersiniz? (Kendi başıma kalabildiğim mi var! diyenler olabilir tabi ki, belki onlar da 20 dakika önce  daha evde kimsecikler kalkmadan uykusundan ufak bir fedakarlık yaparak zaman yaratabilirler kendilerine). Bu zamanı yaratabileceğinizi düşünüyorsanız ve sizin için neyin önemli olduğunu, neyi tutup neyi bırakmak istediğinizi, yaşamda sizin için değer olan ve içine almak istediklerinizi keşif için aşağıda yazılan meditasyonu okumaya devam edinJ Buradaki amaç kendinizi yargılamak değil gerçekte kim olduğunuzu keşfetmekle ilgili, dolayısıyla aşağıdaki meditasyon yönlendirmesini okurken buna dikkat etmenizi öneriyorum. Okuduktan sonra yapmak isterseniz gözlerinizi kapatarak odaklanmanızı arttırabilirsiniz, ya da gerekli gördüğünüz anlarda gözlerinizi kapatarak derin düşünebilirsiniz.

Yeni yıla yeni katmak istediklerim - Bir meditasyon


Fiziksel olarak rahat edeceğiniz ve başkaları tarafından bölünmeyeceğiniz bir yer bulun kendinize. Omuzlarınızı kulaklarınıza kadar çekin ve geriye doğru bırakın. Sırtınızı, desteklendiğinizi hissederek oturduğunuz yere yerleştirin...
Dikkatinizi bedeninize getirin. Ayaklarınızın yerle ve bedeninizin sandalye ile olan temasını inceleyin ve burada oluşan duyulara bir bakın… Ağırlığınızı hissedin. Şimdi dikkatinizi sizi saran giysilere yönlendirin. Giysilerinizin derinize temas eden noktalarını ve aradaki boşlukları fark edin… Bedeninizin duruşun bir bakın ve sorun bedeninize daha rahat edeceği bir oturma şekli var mı?

İhtiyacınız olan rahatlığı sağladıktan sonra şimdi dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Nefesinizin bedeninize girişine ve bedeninizdeki yolculuğuna bir bakın. Yargılamadan, nazikçe nefesinizi izleyin. Sadece izleyin… İçinize aldığınız havanın ısısını farkına varın. Siz nefes alıp verirken ısısındaki değişimi izleyin. Alırken ve verirken burnunuzun ucundaki sıcaklık değişimini izleyin. Siz önünüzdeki birkaç dakikayı kendinize ayırdınız. Derin düşünmeye, hissetmeye, fark etmeye…
Şimdi tüm dikkatiniz nefesinizde… nefes alıp verirken bedeninizde neler oluyor? Nefesle birlikte genişleme ve sonrasında nefesi verirken göğüs kafesinde, bedende meydana gelen daralma… nefesin yavaş yavaş bedende akmasına izin verin. Önce karnınızın alt kısmına, alın ve verin… Bu sefer nefes bacaklarınıza doğru aksın, alın ve verin. Siz nefes alıp verirken aradaki es’lere dikkat edin. Durakladığınız o ana dikkat edin ama hiçbir değişiklik yapmadan sadece izleyin. Bu sefer bedenin en uç noktasına, ayak parmaklarınıza kadar gitmesine izin vererek alın nefesinizi ve geri verin. Nefesinizin sizi yıkadığını hayal ederek birkaç defa böyle nefes alın ve bedeninizi, tüm kaslarınızı rahatlatın, bırakın kaslar yerçekimine karşı koymadan öylece dinlensinler.

Şimdi sizi dün yaptıklarınızı düşünmeye davet ediyorum, dün neler yaptınız? geçtiğimiz hafta?, geçtiğimiz ay neler vardı yaşamınızda? ve son altı ayınız ve tüm sene… Sanki bir slayt gösterisi gibi gözünüzün önünden geçsin. Dilerseniz bir süre gözlerinizi kapatın ve Hayat deneyimleriniz, öğrendikleriniz, fiziksel yada zihinsel biriktirdikleriniz neler? Bu slayt gösterisinde eğer kendinizi yargıladığınızı hissederseniz, yargılamayı orada bırakıp sadece o kareden öğrendiklerinizle ilerlemeye devam edin. Bir yılı gözünüzün önünden akıp gittiğinde şimdi gelecekteki zaman tüneline dönün. Kendinizi o yaşlı halinizle düşünün, önünüzde daha gelecek zamanlar var, onları yaşıyor ve artık sona yaklaşıyorsunuz.
Ve şimdi yaşam denen bu zamanı tamamladığınızda geri dönüp biriktirmiş olduğunuz şeylere bir bakın. Üzerinde yoğun olarak düşüneceğiniz soru şu olsun. Gerçekten benim için değer olan ne var hayatımda. Yaşadığım ve bundan sonra yaşamak istediğim hayatta? Sana gerçekten sen olduğunu hissettiren o anların içinde senin için değer olan ne vardı? Tüm düşüncelerin içinde kendini yargılarken bulursan, oluşan duygulara direnç göstermeden teşekkür et ve dikkatini senin için değer olanı bulmaya yönelt. Yaşamının sonuna seni ayakta tutan, yaşama sevinci katan, heyecanını destekleyen, öz değer ve özsaygını yükselten, sevgi ve huzuru yaşamana sebep olan birikimlerin neler? Senin için gerçekten değer olan nedir?

Bunları bir kağıda döküp ve daha sonra kağıda döktüklerinizi yaşamak için hayatına ne yenilikler katabileceğinizi umutla planlamaya hazır mısınız?

Tabi ki değiştiremeyeceğimiz şeyler var hayatta, Ancak bilgenin dediği gibi ya kabul ya şartlarda değişiklik, ve ikisinin ayırdına varmak için akılJ


Umut dolu bir yıl diliyorum hepimizeJ

Sayfa Görüntüleme